Nalia Karadeniz Mutfağı @ Bostancı

Bugün vücudumuzdaki tüm glikozu bitirmenin verdiği mide kazıntısıyla, ne zamandır önünden geçip şık görünüşüne kapıldığımız Nalia’ya gittik. Burası Karadeniz’in eski tatlarına yeni yorumlar kattığını iddia eden bir lokanta. Kahvaltı servisi de var ama biz öğlen vakti ara sıcaklar ve ana yemeklerden yemeye gittik. (Gerçi garson bize bir miktar atarlanarak “Siz şimdi kahvaltı mı edeceksiniz?” dedikten sonra istesek de kahvaltı siparişi veremezdik.) 

http://www.nalia.com.tr/anasayfa.aspx Sitesinde menü mevcut.

Banmalık zeytinyağı

Rize kavurma

Rize tava

Belki Karadeniz mutfağından örnekler sunan bir mekanı balık yemeden değerlendirmek doğru olmayacaktır ancak sıcak havalarda çorba ve balık yemek pek bana göre değil. Onun için biz pazı kavurma, kuru fasulye, pilav, Rize kavurma ve tavuk etli Rize tava denedik. Rize tava hariç porsiyonlar çok büyük değil. Mesela hiç ara sıcak söylemeden sadece Rize kavurma söylerseniz doymayabilirsiniz.

Pazı kavurma gerçekten çok güzeldi. Ama şöyle de bir durum var: Pazıyla yapılan herhangi bir yemek herhangi bir şekilde kötü olabilir mi? Olamaz. Dolayısıyla geçiniz. Kuru fasulye, fasulyelerin tadını almanızı engelleyecek kadar çok salçalıydı. Dolayısıyla yorumum salçayla ilgili olacak: Tam kahvaltılık salça, ekmeğe sür ye, başarılı. Pilavın farkı neydi, neresi Karadenizli’ydi çözemedik. Rize kavurma lezzetliydi. Rize tava ise fajitaydı.

Hayatın anlamını bulmak amacıyla gittiğimiz bu lokantadan da elimiz boş döndük. Öyleyse yemeye devam.

Mevlana Şaşırma Sabrımızı Taşırma!

Yakın bir zamanda Mevlana Pide’yi ne kadar da çok sevdiğimden, ne kadar muhteşem pide ve çorba pişirdiklerinden bahsetmiştim. (http://geldim-gordum-yedim.tumblr.com/post/42291948991/mevlana-pide-senka-grup-cerrahpasa) Bu süre içinde kat sayıları 2’den 3’e çıktı. Haliyle müşteri miktarları da arttı ve pidelere 2 lira zam yaptılar. Ayrıca önceden gittiğinizde garsonların keyfine kalmış olan çiğ köfte- marul ikramı artık tamamen ortadan kalkmış gibi görünüyor. Olmadı Mevlana Pide! 12 lira yaptığınız pidenin yanında hiç olmazsa ezme vermek de mi aklınıza gelmiyor? Yoksa “Artık yapacağımız çevreyi yaptık, sırtımız yere gelmez.” diye mi düşünüyorsunuz? Eğer öyle diyorsanız çok ayıp ediyorsunuz. Fiyatları arttırırken hizmet kalitenizi düşürmeniz sizin zararınıza olacaktır.

Adeta bir Hıncal Uluç gibi mi yazdım nedir?  

Mevlana Pide Şenka Grup @ Cerrahpaşa

Çek bi şifalı. 

Mevlana Pide geleneksel motifleri, sarıklı cüppeli çalışanlarıyla akıllardan çıkmayacak bir mekan. Boyum kadar sakallı amcalarla, bütün duvarları kaplamış masmavi çini motifli seramikleriyle kendinizi bir lokantadan çok camideymişsiniz gibi hissettiriyor ilk başlarda. Fakat görünüşe aldanmamak lazım. Burdaki mercimek çorbası (içine kuyruk yağı katıyorlar mutlak) tam bir masterpiece! Burada mercimek çorbasının başka bir adı var: şifalı. Şifalı, hastalıkları iyi eder mi bilemiyorum ama benim gibi bağımlı olursanız hem her çorbayı beğenmemeye başlarsınız hem de sürekli çorba içmeye buraya gelip adamları zengin edersiniz. (Bi de tıpkı bir dede gibi kahvaltıda çorba içmeye başlarsınız.) Nitekim adamlar büyüdükçe büyüyorlar. Açılalı 4-5 ay olmasına rağmen yan taraftaki binayı satın alıp, üste de kat çıktılar. Yakında bütün dünya Mevlana Pide’den ibaret olacak.

image

Bu noktada enteresan bir ayrıntıyı belirtmek istiyorum. Her ne kadar mekanın mottolarından biri başka yerde şubemiz yoktur olsa da Çapa’da 1 km mesafede aynı tarzda motiflerle süslenmiş ve benzer cenahtan dayıların işlettiği başka bir Mevlana Pide daha var. Böyle olunca hangisi gerçek hangisi imitasyon insan emin olamıyor. 

Yalnız emin olabildiğim bir şey var ki o da buradaki pidelerin, et ürünlerinin de çok lezzetli olduğu. Pide menüleri doyurucu ve bol yağlı. Tam bir lezzet şöleni (bu kelimeyi çok seviyorum). Objektif olarak değerlendirdiğinde hijyen olarak aman aman bir yer değil. Lakin nasıl yapıyorlar, ne katıyorlar yemeklerin içine anlamıyorum fakat bağımlısı olduk ailecek. Evde sıcak yemek pişmez oldu, yuvamız dağılacak, sermayeyi yükledik Mevlana Pide’ye. Ha babam her gün Mevlana Pİde’deyiz. Bu arada mekana adını veren  pide bildiğin kıymalı pide. Ben kuşbaşı-kaşarlı pide yediğim için onun resmini çektim. 

image

image

Son olarak fiyatlarla ilgili bilgi vereyim. Pideler 10 lira civarı. İkram olarak bazen, canları isterse, çiğ köfte veriyorlar. İki kişi 30-35 liraya güzelce doyar.

İskender @ Bursa

Mazisi 1800’lü yıllara dayanan bir aile işletmesi İskender. İskender kebabına ismini veren İskender Efendi’nin torunlarının işlettiği bu küçük lokantanın artık bir anonim şirket ve yemek zincirine dönüştüğünü internet sitelerini kurcalarken farkettim. Her ne kadar yeni ve modern şubeleri de olsa babalarından devraldıkları Bursa merkezdeki şubesinde eski bir esnaf lokantası görünümünü koruyup devam ettirmişler. İçerdeki sandalyeler, masalar, resimler sanki 50 yıl öncesinde de burada duruyormuş izlenimi veriyor. 

image

image

Tabi iskenderin mucidinden iskender yiyeceğiniz zaman insan ister istemez bir beklenti içerisine giriyor. Nasıl ki Bill Gates’in evine gitsen orada Windows’un son sürümünün olmasını beklersin ya da Anadolu’nun herhangi bir köyünde toprak fırınlarda ekmek yapan anaların, bacıların ekmeğinin en lezzetlisi olması gerektiğini düşünürsün; biz de İskender’de bambaşka bir tat bekledik. Fakat şu an İskender lokantasıyla ilgili aklımda kalanlar yemekten önce içtiğimiz üzüm şırası ve yanımıza oturan teyzelerle ettiğimiz sohbet oldu. Teyzeler kaliteli yemeğin he yerde yenemeyeceğini ve kaliteli mekanları gençlerin bilmediğini, Bursa’nın en lezzetli pidecisinin çok ufak ve kenarda kalmış bir yerde hizmet verdiğini söyledi bize. Teşekkürler, oraya da gittiğimiz zaman paylaşağız.

Eski bir lokanta olduğu için kendi kemikleşmiş bir müşteri profili var İskender’in. Öğle arası olmasına rağmen çalışan kesimden veya öğrenci kesiminden kimseyi göremedik. Anladığım kadarıyla orta yaş üstü daimi müşterileri geçmişin hatırasına hürmeten burayı tercih ediyor. Çünkü lezzet olarak aman aman bir farkı yok herhangi bir kebapçıda yediğiniz iskenderden. Fiyat olarak da 20 lira gibi bir rakam ki bence Bursa gibi bir yer için oldukça yüksek bir fiyat. Hizmet kalitesine yoğurda giren parmak dışında bir şey demeyeceğim. Garson tabağımı masaya bıraktıktan sonra kendi elini yalamak zorunda kaldı. Zaten yoğurt da yoğurttan ziyade ayran kıvamında. Ben katı ve yoğun kıvamda yoğurt tercih ederim, burada gelen sıvı kıvamda. Belki böylesi daha sağlıklıdır veya makbuldür, ama bana göre olmadığı kesin.

image

Siz yine de Bursa’ya gittiğinizde bir uğrayın derim, belki sizin hoşunuza gider. Neticede tarihi ve yıllara meydan okuyan bir mekan. Sırf bu yüzden bile denemeye değer.

Gaziantepli Mehmet Usta @ Cerrahpaşa

Eveeet, yine insanların ayıla bayıla övdüğü bir mekanla daha karşınızdayız: Burası Cerrahpaşa’nın karşısında, Kocamustafapaşa Caddesi üzerindeki Gaziantepli Mehmet Usta’nın yeri. Oldukça salaş, iddiasız, klasik üniversite veya hastane çevresi lokantalarından biri. Öğle araları oldukça kalabalık oluyor. En meşhur yemeği ise emaye tabakta servis edilen sarımsaklı (sarmısaklı?) lahmacunu. Bknz. şekil 1-A

image

Açıkçası şimdiye kadar yediğim lahmacunlardan pek de farklı olduğunu düşünmüyorum. Sadece biraz daha kuru, küçük ve şekli geometrik olarak pek bir şeye benzemiyor. Elipsoid bir eşkenar dörtgen, o da belki. Fiyatı Allah’tan sıradan bir lahmacundan fazla değil.

Ben aslında böyle kamyoncu lokantası tadındaki mekanlarda, kendimi oralara ait hissedemesem de, uzaylı görmüş masum köylü gibi bakınmayı pek bir severim. Garsonu, ustası, masaları, masanın üstündeki yapma çiçekleri, gedikli müşteriyle çalışanların muhabbeti bana samimi, sempatik gelir. Ama burada o havayı alamadım. Evime çok yakın olmasına rağmen bir daha da gitmedim. Kötü yönde bir eleştirim yok buraya ama o aradığım sıcaklığı da alamadım heralde. (Evet, lahmacuncularda şefkat ve hoşgörü aradığım ilk özellikler.)

Bir dahaki yazıda hayatın anlamını buldurtan pideciyi yazmayı planlıyorum. Hayırlısı.

http://geldim-gordum-yedim.tumblr.com/post/42291948991/mevlana-pide-cerrahpasa

Ranchero @ Suadiye

Meksika mutfağına ilginiz varsa ve İstanbul Anadolu yakasında oturuyorsanız Ranchero tam arayıp da bulamadığınız yer olabilir. Gerçekten de bize böyle oldu. Navigasyona Ranchero diye yazıp arattığımızda birbirine çok yakın iki tane yer çıkıyor. Aşağıdaki resimden de görebileceğimiz gibi Bağdat Caddesi üzerindeki restoran sizin gitmeniz gereken yer. Gitmeden önce rezervasyon yaptırdığımız için boşta olan tek masaya oturduk. Hafta içi akşam saat 8.30-9.30 oturacak yer bulmakta zorlabilirsiniz eğer rezervasyon yaptırmazsanız.

image

Öncelikle izlenimlerimi aktarayım. Servis oldukça hızlı bu kadar yoğunluğa rağmen. Garsonlar ilgili ve bir ihtiyacınız olduğunda etrafta birileri mutlaka oluyor. Porsiyonlar yurt dışındaki Meksika restoranlarına göre küçük ama buna rağmen aç kaldım diyeni döverler. Fiyatlara gelince genel olarak 15-25 lira arasında değişen ana yemekler var. İçecekler biraz pahalı. Başlangıçlar 10-15 lira arası değişiyor. Menüde volkanik taşın içinde gelen bir yemek var. Onun fiyatı 52 lira. Bu biraz abartı geldi bana ama tadını bilemeyeceğim, 52 lira vermek istemedim. Çok merak eden varsa gidip yiyip burda bizle yorumlarını paylaşırsa mutlu oluruz.

image

Başlangıçta buzlu naneli ayran (margarita da var biz ayran içmeyi tercih ettik) ve üzerinde tam olarak nelerin olduğunu bilmediğim nachoslardan söyledik. Acı bir takım soslar, kıyma, eritilmiş cheddar peyniri, kornişon turşu vs. bu kısımlara daha çok çalışmam gerektiğini anladım şu an. Netice itibariyle acı bir takım soslarla doritosun tuzsuzunu yediğinizi düşünebilirsiniz. :)

Ana yemek olarak Taco Burger ve Enchiladas Chilangas sipariş ettik. Allah’tan menüde sipariş ettiğimiz yemeklerin olduğu sayfanın fotoğrafını çekmiştim de şuan bu isimleri yazabiliyorum. Menülerdeki yemeklerin isimlerinden pek birşey anlaşılmıyor ama altlarında içinde kullanılan malzemeler belirtilmiş o yüzden seçim yaparken zorlanmıyorsunuz. Örneğin Enchiladas Chilangas’ın açıklamasında ne yazıyor bakalım. Un tortillaları arasında acılı chilaca sos ile sotelenen tercihinize göre et ya da tavuk, yer fıstığı püresi ve eritme peynir üzerinde cheddar peynir ve krema yanında arroz ve frijoles ile servis edilir.

image

image

Görünüş olarak da lezzet olarak da gerçekten tatmin edici bir deneyim yaşadığımızı söyleyebilirim. Tortillalar bizim lavaşın biraz daha yumuşağı ve mısırdan yapılmasından herhalde insanı tok tutuyor. Genel olarak başarılı bir yemek olduğunu söyleyebilirim. Toplamda 72 TL’lik bir fatura ve karnımız tok, yüzümüzde bir tebessümle geceyi noktalarken yazıma da son veriyorum. 

Cafe Arkadaş @ Hamamönü

http://geldim-gordum-yedim.tumblr.com/post/18556499507/ogrenci-isi-guzel-mekanlar-nerelerdir-ustad-ozellikle (Kendim kendime referans verdim. Bazen de aynaya bakarak sesli biçimde kendimle konuşuyorum.)

Aylar sonra ilk kez Ankara’ya gittiğimde güneşli, neşeli bir cumartesi günü çok özlediğim arkadaşlarımla kahvaltıya nereye gitsek diye düşündüğümüzde aklımıza gelen ilk yer Cafe Arkadaş oldu. (Cümle içinde kullanalım: Yarın Arkadaş’a gitsek ya la.) Hacettepe Üniversitesi Merkez Öğrenci Yurdu’nun olduğu sokakta burası. Başka bir deyişle Yurtlar Sokağı. Resmi deyişle Sarı Kadı(n) sokağı. Ben burada akşamları şarapçı amcaların gezdiği, Deli Nuri’nin yurdun önünde insanlardan sigara istediği ve tekmelenmemek için sokakta karşıdan karşıya geçerken koştuğumuz zamanları bilirim. Ey gidi!

Arkadaş’a en son gittiğim zamandan beri kahvaltı tabağı daha bi zenginleşmiş. Önceden fiyata 2 fincan çay dahilken şimdi 3 olmuş. (ki her zaman taze demlenmiş, pek bi lezzetli olan bi çaydan bahsediyoruz.) Kahvaltı kişi başı 8 lira.

Burada kahvaltı tabağına bir alternatif de karışık tost. Zamanında öğrenciliğin verdiği garibanlıktan mıdır bilinmez yediğim en lezzetli ve doyurucu tost burdakiymiş gibi gelirdi bana. Mezun olduktan sonra bir daha hiç yemedim ama bence hala öyledir.

Akşam yemeği içinse bazlama. Yaklaşık 15 çeşit bazlama yapıyorlar burada. Benim favorimse Osmanlı.

Tavsiyem, bir gün ya kahvaltınızı burda yapın, biraz okey oynayın, ardından kaleye çıkın. Ya da önce kaleye çıkın, dönüşte burada bir bazlama yiyin. Sonra da mahallede top oynayan, “baloncu amcaaee” diye koşturan, ip atlayan çocukları izleyin. İzlerken hava hafiften kararsın, serinlesin, kendi kendinize “Karasal iklim, nem yok ya ondan böyle.” deyin.

Mustafa’ya da benden selam söyleyin.

Bak Hele Bak Yusuf Konak @ Çankaya

"Ankara’da güzel bir haftasonu kahvaltısı nerede yapılır?" diye Google’larsanız illa ki karşınıza Bak Hele Bak Yusuf Konak Van Kahvaltı Sarayı çıkmıştır. Bizim de çıktı. Elimizi kolumuzu sallaya sallaya gittik. Ancak siz bizim yaptığımız hataya düşmeyin, önceden arayıp rezervasyon yaptırın. Bizi geri çevirmediler sağolsunlar. Geç saate rezervasyon yaptırmış bir grubun masasına oturduk ama masanın asıl sahipleri gelecek diye düşünürken lokmalar boğazıma dizildi.

Gerçekten kapıdan giren çıkan eksik olmuyor burada. Sürekli olarak masalar dolup boşalıyor ve Yusuf Konak amcamız “Bak hele bak! Hoşgeldin güzel insan.” diye bağıra bağıra kendini paralıyor. Bir yandan da masada oturanlara esprili sorular, bilmeceler sorarak çeşitli hediyeler dağıtıyor. 

Şakalar, komiklikler… Kazandığımız kelebek toka, bileklik ve şal. Hepsi de kızsal eşyalar. Belki de erkeklere de tesbih, çakmak vs. dağıtabilir. Ne dersin Yusuf amceaaa?

Öhöm… Kahvaltıdan da bahsetmek lazım tabi. 

Tüm masa fotoğrafa sığmadı. Şekilde görüldüğü üzere çeşit bol, kahvaltılıklar taze, lezzetli. Oldukça doyurucu bir kahvaltı. Ne olduğunu kestiremediğiniz kahvaltılıkların adını ve tam olarak nasıl yendiğini mutlaka sorun. Yoksa bizim gibi yavan yavan, neyle katık edileceğini bilmeden yer durursunuz. Yeni tatlara açık değilseniz de bu masada yiyebileceğiniz tek şey zeytin ve çay olur. Ayrıca her gıda için herkese ayrı servis açılmıyor. Herkesle aynı tabaktan yemek istemeyenler için zor olabilir.

Kahvaltı ve sınırsınız çay kişi başı biraz pahalı olarak 25 lira. Öğrendiğiniz yeni ilkokul 3. sınıf esprileri de cabası.

Ana Sofrası @ Bakırköy

Kendi tabaklarında ismi “Ana Sofrası” olarak yazılmış ancak internette aramaya kalktığınızda “Ana Mantı Gözleme Kebap ve Ev Yemekleri” olarak bulabildiğiniz bir mekan burası. Başka şubeleri var mı bilemiyorum. Bizim gittiğimiz Bakırköy’deki Ebuzziya Caddesi üzerindeydi.

Giriş tipik gözlemeci-mantıcı girişi. İki tane teyze hamur açmaktalar. 3 katlı, bu deli sıcak İstanbul günlerinde de oldukça serin ve ferah. Garsonlar yağız Anadolu delikanlılarından ve kibarlar.

Lokantanın internette geçen uzun ismi aslında menüyü tamamıyla özetlemiş. Çorbalar, gözleme çeşitleri, kebaplar, ev yemekleri, sarma, içli köfte vb. atıştırmalıkların hepsi de çok lezzetli göründü gözümüze. Ayran çorbasıyla (menüde böyle geçmiyordu ismi ama hatırlayamadım) keşkek yedik. Açıkçası bu yemeklerle ilgili daha önce pek fazla deneyimim olmamıştı ama o kadar lezzetlilerdi ki heralde tam kıvamında olunca böyle oluyorlardır diye düşünmek istiyorum. Ayran çorbası tam bir yaz yemeği, hem soğuk hem de doyurucu. Keşkekte kullanılan yağ ise o kadar idealdi ki asla yerken rahatsızlık vermedi ne miktarı ne de tadı ve kokusuyla.

En sonundaysa irmik helvası ve çay ikram olarak geldi. Çorba fiyatları 4 lira, keşkek 9 lira. Diğer yemeklerin fiyatları da bu civarlarda. Afiyet olsun.

Künar @ 100. Yıl

Ne zamandır bu yazıyı yazmayı düşünüyordum da anca bugüne nasip oldu. Künar Ankara’da lezzetli pideleri ve yöresel mezeleriyle tanınan 100. yıl ahalisinin oldukça iyi bildiği bir mekan. Her ne kadar pide denince aklımıza ilk olarak Karadeniz yöresi gelse de Künar da pide konusunda oldukça başarılı bir müessese.

Vakti zamanında bir arkadaşım sık gittiğimiz bir pidecide, “Pide yemeye gelmedim. Bana pideyi beklerken getirdiğiniz sıcak lavaş, tereyağı ve ezmeyi getirin, onlardan yemek istiyorum, parası neyse vereceğim.” demişti. Künar da işte tam o arkadaşın bayılacağı bir mekan. Yemekten önce gelen zeytinyağlı patlıcan salatası, kuşbaşı boyutunda turşu suyunda bekletilmiş domates, tulum peyniri ve zeytin yemeğe doyamayacağınız şeyler. Özellikle ben domateslerin hayranıyım. Tadı domates ve turşu arasında bir tat. Özellikle eve pide sipariş ettiğinizde bir dilim pide bir parça domates sırasıyla yendiğinde ağızda harika bir tad bırakıyor. 

Patlıcan salatasının içinde patlıcan, soğan, kırmızı ve yeşil biber az biraz limon ve zeytinyağı var. Ege’den tatlar olduğu için zeytin ve zeytin türevlerinin bol olmasına zaten şaşırmıyoruz. Mezelerin bu kadar lezzetli olmasının bir sebebi de taze olması. Sanki zeytinleri, patlıcanları, domatesleri bahçeden toplayıp salata yapmışlar gibi hissediyorsunuz.

Ana yemek ve tatlıları da yarın anlatacağım…

Bizi izleyin anacım…

Yarın da bir türlü gelmedi diye düşünmeye başlarken çıkageldim yemek severler. Sanmayın ki bu süre içerisinde tekrar Künar’a gidip yazacak malzeme elde etmeye çalıştım. Yazacaklarım, resimlerim hepbiri hazırdı aslında ama bir türlü vakit yaratamadım. Zaten üzülerek söylemem gerekiyor ki artık burada daha az Ankara’daki restoranların kritiğini yapacağız. Neden diye sormayın.

Evet, şimdi ana yemeklere gelelim. Bu mekanda ne yiyelim şef dediğinizde veya bir arkadaşınız size sen ne söylersen ben de ondan alacağım dediğinde akıllara ilk gelen pide olacak. Burada pide yeniyor. Kuşbaşılı, kaşarlı veya ikisi beraber, ıspanaklı pideleri insanı şişirmiyor ve nasıl bitirdiğinizi anlamıyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın menüler oldukça doyurucu, ama eve siparişlerde pide biraz küçülüyor gibi geliyor bana.

Salataydı, turşuydu, tulum peyniriydi, pideydi derken geldik tatlılara. Kabak tatlısını hiç bu şekilde düşünmemiştim ve açıkçası bu şekilde sunulması beni çok şaşırttı. Öncelikle incecik kesilmiş kabaklar şimdiye kadar yumruk büyüklüğünde kesilerek yapılana göre hem daha estetik hem de lezzetin bütüne yayılmasıyla dilimler arasındaki tat farkını yok ediyor. Üzerindeki tahin ve ceviziyle tam bir bombaya dönüşmüş kabak. Künar kabağı evde hafif bir tatlı olarak tüketen bünyelerin önüne patlamaya hazır bir bomba koyuyor. Herhalde kışın bu tatlıdan yiyen hasta olmaz kolay kolay.

Bir diğer tatlı tahinli pide. Ben o kadar yemeğin ve kabağın üstüne gereksiz bulmuştum açıkcası. Zaten pideden tatlı nasıl oluyor diye düşünüyordum. Gerçekten yoğun sıcak hamurun üstünde tahin, ceviz, fıstık…Kalbi olan gitmesin :D

Künar’ın lezzetli pideleri ve tahinli tatlılarının yanında bende farklı hatıraları da var. Ankara’da son yemek yediğim yerlerden birisidir Künar. Tekrar aynı insanlarla aynı Künar’a gitmek isterim ileriki bir tarihte. Siz de gidin pişman olmazsınız.